Kerbela Muharrem ve Aleviler

  • 25 Kasım 2016, Cuma

Alevi inancı açısından, şu andaki en güncel konu Miladi 680 yılında Muaviye oğlu Yezid tarafından Hz. Muhammed'in sevgili torunu; damadı Hz. Ali ve kızı Hz. Fatıma'nın 2. çocukları Hz. Hüseyin'in Kerbela'da şehit edilmesidir.


Hz. Hüseyin'in, insanlık ve ahlak dışı olarak zalimce davranışlarla Kerbela'da şehit edilmesi hem en büyük insanlık trajedisidir hem de İslam dünyasının en önemli siyasal travmasını oluşturmuştur. İlk halife Hz. Ebubekir'in seçilmesiyle mayalanmaya başlayan ayrılık ve zıtlık tohumları Hz. Ali ile Muaviye arasındaki Sıffın Savaşı ve Hakem Olayı ile boy vermiş, Hz. Hüseyin'in şehadeti ile de doruğa ulaşmıştır.


Hz. Hüseyin'in, ailesi ve yakın akrabaları ile birlikte, Kerbela Çölü'nde karşılaştıkları açlık, susuzluk, ihanet, baskı ve zorbalıklar İslam dünyasının özellikle de Alevi toplumunun yüreğinde ve belleğinde sürekli olarak yaşanan ve yaşayacak derin yaralar açmıştır. Muharrem ayları bu yaraların yeniden ve yeniden kanayarak tekrarlandığı, Hz. Hüseyin ve 72 Kerbela şehidinin çektiği acıların derinde hissedilerek yaşandığı bir zaman dilimidir.


Alevi toplumu, bu nedenle Muharrem ayında 10 ya da 12 gün oruç tutarak Hak Muhammed Ali yolunda olduğunu Ehli Beyt sevgisini ve Hz. Hüseyin'e olan derin bağlılığını yüreğinden hissederek dışa vurur. Pişirip dağıttığı aşure lokmaları ile de 4. İmam Hz. Zeynel Abidin'inm başka bir söyleyişle de Ehli Beyt soyunun devam etmiş olması ile teselli bulur.


Şurası kesindir ki, Hz. Hüseyin'in şehadeti ile birlikte Ehli Beyt soyuna yapılan haksızlıklar, insanlık ve ahlak dışı davranışlar son bulmamıştır. Hem Emeviler hem de Abbasiler zamanında devam etmiştir. Gerek Selçuklular ve gerekse Osmanlılar zamanında Andolu Alevi toplumuna yapılan baskı, zorbalık ve kırımlar bazen sertleşerek (Padişah Yavuz Sultan Selim ve 2. Mahmut devirleri) bazen de düşük yoğunluklu olarak sürdürülmüştür.


Alevi ve Bektaşi toplumunun kısmen kendisini güvende hissettiği dönem Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması, laikleşme ve demokratikleşme ile başlamıştır. Ancak,1970lerden bu tarafa yaşanan Kahramanmaraş, Sivas, Çorum ve Madımak olayları sıkıntıları yeniden alevlendirmiştir.


Alevi toplumu çatışmadan, zıtlaşmadan yana değildir. Kendisini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak herkesle birlikte eğitim, hukuk, adalet, inanç (din), siyaset, ekonomi, gündelik yaşam ve benzeri her alanda içtenlikle eşit ve güvencede görmek istemektedir. Sadece kağıt üzerindeki eşitlikler değil, uygulamalardaki eşitliklerin daha önemli olduğunun bilincindedir.


Alevi toplumu ne yeni bir toprak ne de yeni bir bayrak talepçisi ve sevdalısı hiç olmamıştır ve olmayacaktır. Sadece ve sadece yurttaşlıkta ve inancında laik ve demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak adalet ve eşitlik istemektedir. Kısacası kendisi olarak ve kendisi kalarak eşitlik talep etmektedir. Bu zaten çağdaş bir devlet ve toplum olmanın da gereğidir.


Türkiye'de Alevi sorunu yoktur, tarihten günümüze, tüm siyasi iktidar ve yöneticilerin Aleviliği yanlış algılama ve ayrımcı davranma sorunu vardır. Şimdiki iktidarın da gerçek demokrasi konusundaki söylemleri ile eylemleri arasında, bilinçli ya da bilinçsiz çelişkileri ve uygulamaları güven vermemektedir.


Muharrem oruçlarının, Aşure lokmalarının ve bu konuda yapılan ibadet ve yakarışların eşitliği, kardeşliği, gerçek demokrasiyi pekiştirmesine vesile olması en büyük dilektir. Gerçek demokrasiler, sadece rivayetle değil, kurallarına tam riayetle
kökleşir.

 

Prof. Dr. Halil Çivi