Fatiha İle Başlamak

  • 25 Kasım 2016, Cuma

Fatiha, Kur’an’da bir surenin adıdır ve mevcut tertibinde surelerin ilki olarak kabul edilmiştir. Fatiha sözcüğü Arapça feth sözcüğünden türemiştir ki bunun anlamı da kapalılığı ve sorunu gidermek anlamına gelmektedir. Somut olarak kapalı bir şeyi açmak anlamına geldiği gibi mecazi anlamda da bir şeye giriş yapmaktır. Bu nedenle Fatiha bir şeye giriş yapmaktır. Öyleyse Fatiha bir dinin, öğretinin, düşüncenin amaç ve hedefini içeren genel yargılardır. Fatiha’dan önce besmele ile başlamak, ancak vahyin tebliğinin “Allah adına” olduğunu ifade etmek içindir. Besmele; bir eyleme bir varlığın adıyla başlamayı değil, bir fiili bir başka varlığın adına yapmayı ifade eder. Bunun içindir ki vahyin tebliğinde “bismillah” demek, onun Allah adına yapılan bir eylem olmasını ifade eder ve onu beşeri sözünden ayırt eder. Bizim bu fiilimiz, hakikatin yani gerçeğin açığa çıkarılması anlamına geldiği için “bismillah”yani “Allah adına” yerine “bismi’l-hakika” yani “gerçek adına”dır. Hakikat yani gerçek olan tektir. Bu nedenle gerçekler değil gerçek vardır. “Gerçeğin demine hu” sözünün anlamı da budur.

Fatiha, “hamd, alemlerin Rabbi Allah’adır” yargısı ile başlamaktadır. Hamd; insanın varlığı ve varlığının devamı için gerekli her türlü nesnenin var edilmesinden dolayı Yaratıcı’ya övgüdür. Hamd; şükürden daha geneldir. Şükür bir nimetten sonra yapılan bir eylem, hamd ise dış evrende yaşam için var olanları dikkate alarak yapılan bir eylemdir. Alem; insan toplulukları anlamına gelmektedir. Felsefi terim olarak Tanrı dışındaki her varlık anlamında kullanılmaktadır ki bu anlam kelamcıları ve tefsircileri de etkilemiştir. Bununla bağıntılı olarak Tanrı alemden ötelenmiş ve alemin dışında alemi yöneten Tanrı olarak kabul edilmiştir. Halbuki Kur’an’da kullanımları dikkate alındığında alem insan toplulukları anlamına gelmektedir. Allah’ın alemlerin Rabbi olması, onun sadece Arapların, İsrail oğullarının, Türklerin, Kürtlerin vs. değil, tüm etnik kimliklerin Rabbi olmasıdır. Öyleyse hiçbir etnik kimlik onu kendisine özelleştirmemelidir. Kur’an’ın ilk muhataplarının oluşturduğu kabilelerin her biri Allah’ı kendisine özel kıldığından, Fatiha Allah’ı bütün kimliklere genelleştiren bir manifesto ile başlamaktadır.

Rabb; aslı olarak efendi anlamına gelmektedir ki abdın yani kölenin sahibine verilen bir isimdir. Kur’an, Allah-insan ilişkisini açıklarken, olguda var olan sözcükleri kullanmaktadır. Kölelik sisteminin var olduğu toplumlarda köle iş yapmaktaydı ve üretmekteydi. Rabb ise kölenin her türlü gereksinimi karşılamaktaydı. Bizim olgumuzda kölelik sistemi olmadığından bizim için Rabb, insanın yaşaması için her türlü nesneyi var eden ve onun varlığını garanti eden Allah’tır. O, insanın temel yaşam gereksinimleri olan beslenme, barınma, üreme için şartları var etmektedir.

Rahman ve Rahim isimlerinin ikisi de aynı kökten türemiştir ancak vezin olarak farklılaşmıştır. Rahmân, dünyada ve ahirette Allah’ın insanlara merhametini açıklarken, rahîm Allah’ın ahiretteki merhametini açıklamaktadır. Rahim; bir varlığın her türlü gereksinimi karşılamaktır. Allah’ın kullarına karşı rahmeti, rahmin embriyoya rahmeti gibidir. İnsan; rahimde olduğu sürece rahmin merhametinden faydalanmakta, dünyaya bağımsız bir varlık olarak geldikten sonra da Rahman’ın merhametinden faydalanmaktadır.

Allah’ın din gününün sahibi olması, ölümden sonra dirilişte insanın fiillerinden ötürü yargılanması esnasında tek otoritenin o olmasındandır. Bu ifade insana dünyada egemenlik verildiğine atıfta bulunmaktadır. Mâlik bir varlık üzerinde egemenlik kurmak anlamına gelmektedir. Bu sözcük melik olarak okunduğunda, borçların karşılıklarının verildiği din gününde Allah’ın kimseye haksızlık yapmayacağı, çünkü ondan başka otorite olamayacağı anlamına gelmektedir. İnsan dünyada gerçeğe ulaşmak için fiil işlediğinden, onun fiillerinin dünyada ve ölümden sonra dirilişte bir karşılığı vardır. Karşılık ise ister olumlu olarak sevap ve isterse olumsuz olarak ıkâb olsun, ceza anlamındadır. İşte bunun için ahiret gününün diğer bir ismi de ceza günüdür.

Kulluğun sadece Allah’a yapılması ve sadece ondan yardım istenmesi, onun ilah olmasındandır. Abd sözcüğü kölelik sisteminin egemen olduğu alanda rabbın emirlerini yerine getiren kişi anlamında olsa da, olgumuzda yaratılış amacına uygun olarak üreten anlamına gelmektedir. İnsan üretmek için yaratılmıştır ve bu nedenle ona köle/abd denmektedir. Her varlık, bir doğa/fıtrat ile yaratılmıştır. İnsan ise bilgi, değer, hizmet, alet üreten varlıktır. İnsan üretim eylemi ile diğer varlıklardan ayrılmaktadır. İnsanın sadece Allah’tan yardım istemesi, onun ilah olmasından ve onun dışındaki varlıklarda ilahlık niteliğinin bulunmamasındandır.

İnsanın kendi türünü doğru yola iletmesi için Allah’a çağrısı, insanın yaratılış amacına ve özelliklerine uygun yolda yürümesi için bir çağrıdır. İşte bunun içindir ki Alevi inanç sisteminde yol birdir ve bu yol da tarik-i müstakimdir. Sürekin bin bir olması, doğru yolda yürümenin farklı biçimlerine işaret etmektedir. Asıl olan hakikata ulaşmak olduğunda, hakikat ancak doğru yolda yürümekle mümkündür. Bu yol nitelenirken, kendilerine nimet verilenlerin yolu ve kendilerinden kızgınlık duyulanların yolu değil ifadelerinin kullanılması, insanın iyi fiiller yamak suretiyle yoldan çıkmayacağına işaret etmektedir. İyi fiiller; bireyin ve toplumun varlığının devam etmesinde yararı olan fiiller; kötü fiiller ise toplumun düzenini bozmak suretiyle olgun insan olmayı engelleyen fiillerdir. İyi fiiller karşılığı olarak “salih amel” ifadesi kullanılır ki bu ameller bir yapı olarak toplumsal ögelerin bir sistem içerisinde işlevselliğine gönderme yapmaktadır. Bunun zıddı olan fiiller “fâsid ameller” olarak nitelenir ki bu da toplumsal yapının işleyişini bozan fiillerdir. Allah, iyi fiiller yapanı övmekte ve kötü fiilleri yapanları yermektedir. İyi fiiller de olgun insan olmak için gerekli olan fiillerdir.

Duaların sonunda “amin” denmesi, asıl olarak sami dillerinden bir şeyi onamak için “amen” sözcüğünün kullanılmasındandır ve anlamı “öyle olsun” demektir. Bunun yerine “Allah Allah” demek, duanın kendisine yapıldığı varlığı anmak anlamına gelmekte ve çağrının ona yani Allah’a yapıldığını ve ondan başka bir varlığa yapılmadığına atıfta bulunmaktadır. 

Prof. Dr. Erkan Yar