Atatürk'ün Dine Bakışı

  • 25 Kasım 2016, Cuma

Yıllarca Atatürk'ün din anlayışını sorgulayıp durdu bazı kesim. Dinsizliğine kadar varacak hakaretlerde bulundular Atatürk için, kimi dini yok etti dedi, kimi de Müslümanları dinsizliğe mahkum etti, kimide Allah'a inanmıyor dediler.

Oysaki biraz araştırıp bilgi edinseler, sapla samanı birbirinden ayırmaya kalksalar hiçte böyle bir durumun olmadığını anlayacaklardı. Hatta söylediklerini, yazdıklarını iyi algılasalardı O Ulu insanın ne demek istediklerini daha iyi anlayacaklardır.

Yaptığı inkılaplar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki sancılı dönemlerde yaşanan fikir ayrılıklar ister istemez Atatürk hakkında çeşitli fikirlerin doğmasına sebeb olmuştur. Atatürk'ün din ile ilgili uygulamaları incelendiğinde, bunların İslam dininin özüne uygun olduklarıda rahatlıkla görülür.

 

Bakın din hakkında ne diyor; Atatürk:

Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz Hz.leri, Cenab-ı Hakk tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve Resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki, Kur'an daki naslardır. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son din ve temel dindir.

Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akli mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Hakk'tır.”

 

Bütün dünya Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in (sav) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, İslamiyetin hükümlerini oldğu gibi yerine getirmelidir, zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilir.”

 

Atatürk'ü anlatan güvenilir kaynaklar incelendiğinde, Atatürk'ün din karşıtı olmadığını, aksine kuvvetli bir Allah inancına sahip, Kur'an-ı Kerim'in ışığını kendisine yol edinmiş bir Müslüman olduğunu göreceksiniz.

ATATÜRK'ün din ile ilgili uygulamaları incelendiğinde bunların İslam dininin özüne uygun oldukları rahatlıkla görülür. Hayatını ortauya koyarak sürdürdüğü mücadele ile milyonlarca Müslüman'ı düşmanın zülmünden kurtatmış ve camilerin düşman tarafından kiliselere dönüştürülme çabalarına engel olmuş, düşmana karşı Müslümanların tek yumruk olmasını sağlamıştır. Bütün bunlar Atatük'ün dinine ve milletine ne kadar bağlı biri olduğunu gösterir.

 

Mustafa Kemal ATATÜRK din görüşlerine devam ediyor. Cumhuriyeti kurmasında ki en önemli oluşumlarından biride dinene olan bağlılığıdır.

Türkler, Müslüman oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl ve inançlarıyla İslamiyet'i karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet'ten uzaklaştıkları için kendilerini düşmalarının esiri yaptılar. Gerçek İslam'ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi anlamamakta inatçı bulundular. İşte gerilmemizin belli başlı sebeplerindir bunlar.

İslam'dan uzak, hurafeler ve batıl inançlar şeklinde biçimlenmiş bir din inancının milletimizi ileri götürmesi düşünülemez. İslam dininin gerçeklerinin insanımıza doğru olarak anlatılması, Kur'an-ın özünü doğru ve anlayacağı bir dille halka anlatılmasıdır.

Türkler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar, bunu için Kur'an Türkçe olmalıdır. Kur'an-ın arkasından giden Türk, fakat onun ne dediğini bilmiyor. İçinde neler var, ne olduğunu bilmeden tapıyor benim gayem anladığı ve konuştuğu dil biçiminde algılamasıdır.

İslam dini hakkında böylesine güzel düşüncelere sahip biri olan ve her fırsatta bu düşüncelerini ortaya koyan Mustafa Kemal Atatürk, Peygamberimiz (sav) hakkında da müthiş bir bilgiye sahipti, O'nun üstün niteliklerini her seferinde rahatlıkla dile getirirdi.

O Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinebilir; ama sonsuza kadar O, ölümsüzdür. O'nun Hak Peygamberi olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı Müslüman'la mahşer gibi kalabalık bir orduya karşı Bedir'de kazandığı zafer, fani insanların karı değildir. O'nun Peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır.”

 

Atatürk, büyük bir inkılap yapan Hz. Muahmmed'e karşı beslenilen sevgi, ancak O'nun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir. Atatürk' ün dindar kişiliği Hakk'a (ölüme) yürümesinden sonra da hakkında yazılan birçok eserde anlatılmıştır.

Atatürk, tarihin kaydettiği büyük komutan ve devlet adamlarından biriydi. Bu üstün özelliklerin dışında davranışlarını ve karakterini oluşturan İslam ahlakından aldığı değerler olmuştur. Ahlak anlayışı yüksek, dinine karşı oldukça hassas bir kişiliğe sahipti.

 

Toplumları ötekileştirmeyen, ayrıştırmayan bir düşünceye sahip olan Mustafa Kemal ATATÜRK;

Laiklik yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir. Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle de mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nde her yetişkin inancını seçmekte hür olduğu gibi, belirli bir dinin merasimi de serbesttir.” bunları diyen Atatürk, din olgusuna yaşamının hiçbir döneminde karşı çıkmamış, tersine inanç dünyasını, insanların özgür iradesiyle seçip benimseyecekleri bir alan olarak kabul etmiştir. Din özgürlüğünü anayasal güvenceye almış, her inanca serbesti tanımış, ibadethaneleri herkese açılmış; ibadet, bireylerinin inançlarının gereğine uygun olarak her çeşit dış etkenden korumuş ve serbest bırakılmıştır. Bu sebeple Atatürk laikliği, sadece uygar ve çağdaş bir toplum yaşamının değil, aynı zamanda gerçek bir din anlayışının gereği olarak da görmüş ve benimsemiştir. Hepimizin bildiği gibi Atatürk'ün din konusundaki düşüncelerinin uygulamaya geçirilmiş şekli laikliktir.

ATATÜRK, laiklik ilkesiyle İslam dinini yeni şekle sokmuş veya dince yeni kurallar getirmiş değildir. Çıkarcı kişi ve yobazların kendi menfaatlerini kolaylaştırmak için şeriat adı altında koyduğu kuralları kaldırıp, İslamı özüne döndürmüştür.

Laiklik herkes için din, mezhep, düşünce ve vicdan hürriyeti demektir, herkesin din ve inanışlarında her türlü baskıdan uzak olarak yaşayabilmesinin yasal teminatı demektir. Laiklik, Cumhuriyet düşmalarının söylediği gibi dinsizlik değil, dinin özünü koruyan bir sistemdir. Atatürk hiç bir zaman İslam dinine karşı olmamıştır, bunu Atatürk düşmanlarının yarattığı bir safsatadır. Bunuda söylediği şu sözlerle dile getirebilriz; “Din, vicdan meselesidir, herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz, düşünce ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve tutucu hareketlerden sakınıyoruz.”

ATATÜRK, dinin kadınlar üzerindeki etkisini de şöyle dile getiriyor; Ben, muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarından aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönlerde onların üstüne çıkacak nur ve irfanla donanacaklarına asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım. Düşmanlarımız, bizi dinin tesiri altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklama ve çökmemizi buna bağlıyorlar! Bu bir hatadır, bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir.

Allah'ın emrettiği şey, erkek ve kadının beraber olarak bilim ve bilgiyi kazanmasıdır. Kadın ve erkek bu bilim, bilgiyi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla donanmak mecburiyetindedir. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülürki bugün kendimizi bin türlü kayıtlarla bağlı zannetiğimiz şeyler yoktur.

Bu düşünce olan birini nasıl olur ki, din düşmanı ilan edebiliyoruz, dinsizlikle itham edebiliyoruz.

Bakın ulu önder Atatürk 1930 yılında yaptığı bir açıklamada dinin gerekliliğini hangi sözlerle dile getirmiş; Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurasıda varki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıkltır.

Dini sömürenler için ise kulladınğı şunları söylemiştir.

Bizi yanlış yola sevk eden habisler (kötüler) bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, göreceksiniz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve kötülükten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar. Halbuki elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız; artık bizim, dinin gereklerini öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur.

Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile bize dinimizin esaslarını anlatmaya kafidirler. Vede bunca asırlarda olduğu gibi, bugün de milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından istifade ederek bin bir türlü siyasi ve şahsi maksat ve menfaat temini için dini alet ve vasıta olarak kulanmaktadırlar.

Evet Atatrük'ün kısa ve özette olsa din hakkında ki düşünceleri ve görüşlerinin bir kısmı, daha geniş araştırmak öğrenmek isteyenler Atatürk'ün din ile ilgili bir çok kitaplar var. Atatürk' din anlayışı, dine bakışı vs gibi. Benim nacizen kısadan hisse misali notlarım burada din konusunda hep eleştirilen Ulu önder ATATÜRK'ün din konusundaki düşünçelerini yazılı kaynaklardan ve araştırmalarımdan sizinle paylaşmaktı.

 

Tüm bunlar göz ardı etmez isek, Atatürk laikliği sadece uygar ve çağdaş bir toplum yaşamının değil, aynı zamanda gerçek bir din anlayışının gereği olarak da görmüş ve benimsemiş olarak kabul etmeliyiz.

(Kaynaklar: Nutuk ve Atatürk'ün söylev düşüncelerinden alıntılar.)

 

Saygılarımla aşk-ı niyazlarımı sunuyorum...

S. Gazi Karababa