KÖYDEN KENTE GÖÇ YAŞAMINDA ALEVİLER

  • 22 Mayıs 2017, Pazartesi

Kırdan kente göç, insan topluluklarının gerçekleştirdiği dinamik bir süreç olmakla birlikte, göç kararını alan bireydir. Göçün bireyin özgür seçimine bağlı olması da göç olgusunun değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Türkiye’de kır-kent dengesinde içgöçlerin etkisi altında oldukça önem taşımaktadır. 1927 ve 1950 yılları arasındaki dönemlerde köyden, kente oldukça yoğun bir göç olmuştur. Önce İç göçler başlamış sonrasında 1970’li yıllarda ise kırdan merkeze olan göçler hız kazanmıştır. Tabi ki göçteki en büyük etken yokluktan yeni bir hayat umuduyla bireyin verdiği bir karar neticesinde oluşmuştur. Göç olgusu toplumsal açıdan değerlendirildiğinde ise, toplumun yeniden yapılanma sürecine girdiği, sosyo ekonomik ve yeni mekânda kurduğu boyutla toplum içinde kendine yer kazandığı da görülmektedir.

Başka bir değişle, çağdaş gelişme çoklu toplum yapısını ortaya koymaktadır. Köyler-kentler, yoksullar-zenginler ekonomik yapı farklılıkları ile gecekondular-zengin mahalleleri, düşünce ve inanç yapılarında ki farklılıkları ile laik-anti laik, Alevi-Sünni-ateist, etnik köken açıdan taşıdıkları farklılıkları ile Türk-Kürt-Zaza-Laz-Çerkez vb. ayrımlar söz konusu çoklu yapıyı örneklemektedir. Hatta aynı inanç içerisinde çok sayıda yapı ritüelleri arz etmektedir. Alevi-Türk, Alevi-Kürt, Alevi-Zaza ya da Alevilik bir inanç tarikat öğretisi yaşam biçimi veya Alevilerin ibadet yeri olarak Cemevleri, ibadeti olan Cemleri gibi. Dinin ve inanç yapısıyla bağlantılı olarak diğer yönlerini de iyi algılamak ve değerlendirmek lazım.

Kentsel alanda din kurumunun toplumsal yapı içerisindeki yerini ve işlevini, bu işlevlerin toplumsal ve ekonomik dönüşümlere bağlı olarak nasıl değiştiğini, ayrıca din kurumunun niteliklerinde ve inancı benimsendiği topluluk üyelerinin ilişkilerinde ne tür gelişmeler olduğunu bilimsel açıdan düşünülmeli. Ve bu amaç çerçevesinde ilk olarak dinin (inançsal) tanımına ilişkin görüşler, dinin işlevleri ve inançsal boyutun işlevinin yürütülmesi topluma kazandırılmalı. Hem bu farklı değişkenlerin dinin üzerinde, hem de dinin bu farklı değişkenler sürekli etkisi olmakta, ama bu karşılıklı etkinin zamana ve mekâna göre ağırlığı değişebilmektedir. Örneğin, belli bir dönem kırsal yapıdan kentsel alanlara geçişte ekonomik ilişkilerin inançsal değişmesinde göreli bir öneme sahip olabilirken, belli bir süre sonra, değişen bu dinsel ilişkilerin, geleneksel bir takım kurallarla kentsel alanda yaşayan toplum hayatında etkili olduğu görülmektedir.

Kentsel ortamda bulunan Alevi/Kızılbaş/Bektaşi inancında olanların, inanç yapısında ve uygulamalarında meydana gelen değişmeleri tespit etmek üzere kente göç etmiş Aleviler tarafında ele alınmıştır.

Alevi toplulukları hangi açıdan ele alınırsa alınsın, temel hareket noktası yani genel belirleyici Hz. Ali olmaktadır. Öğreticiler açısından bile konuya yaklaşıldığında, soydan gelme ya da o yola inanma bağlamında bile belirleyici olan, Hz. Ali’ye olan bağlılık, dahası onun koyduğuna inanılan kurallar gösterilen liyakattir.

Dolayısıyla Alevi topluluklarının yaşam tarzları ve ibadet biçimleri, ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin Yemendeki “zehidiye kolu”, Hindistanda ki “İsmailiye kolu” gibi.

Ama Aleviler her ne kadar yol bir sürek binbir olsada uç noktada birleşmeyi iyi bilir. Baş Hz. Ali ve Aleviliktir. Bu yolda “Yolun ululuğunu” unutmadan köyde de olsa kentte olsa verdikleri ikrardır, bağlandıkları Pir’dir. Yolun getirdiği Pir-Talip ilişkisi içerisinde geleneklerini, örflerini, ananalerini unutmadan Cemlerini aşk ile eda edip ibadetlerini yerine getirmekten her ne zorluk olursa olsun çekinmeden yaparlar.

Bu yüzden Türkiye çoğrafyası üzerinden, hangi yöreden (köy) kente göç etmiş olsan bile birbirini ayrıştırmadan hep birlikte bir araya gelip Cemlerini yapmak Alevi toplumunun birlik beraberliğini kimsenin yok etme gibi bir gücü olmadığını göstermektedirler. Anadolu’da, Toroslar’da, Balkanlarda hatta Avrupa da inanç önderleri Pirleri (dede-baba) huzurunda dört kapı, Kırk makam erkânı üzerine ibadetlerini yerine getirmektedirler. Berdirden, Kerbela’ya, Dersim’den, Maraş’a, Çorum’a, Sivas’a, Gazi’ye bütün zorluklara rağmen. Devleti yönetenler tarafından ötekileştirilsekte, kabul görülmezsekte biz varız, var olmaya devam edeceğiz.

Tıpkı Hz. Zeyneb’in yezid’e haykırışı gibi; “Ey yezid ve yandaşları sizler aldandınız, sizler zannettiniz ki Ali oğlu Hüseyin’i ortadan kaldırınca her şey yoluna girecek, önlerinizde hiçbir engel kalmayacak ama öyle olmayacak. Kerbela’da kızgın kumlar üzerine dökülen her damla şehit kanı, çöl rüzgârlarıyla dünyanın dört bir tarafına savrulacak ve her kum zerresi; binlerce İmam Hüseyin ve milyonlarca Kerbela şehidi oldular ve dünyaya yayıldılar, dünya döndükçe var olacaklar. Evet, bizler köyden kente göç etmiş olsakta büyüdükçe büyüyeceğiz.

Aşk-ı niyazlarımla

 

                                                                 

S. Gazi Karababa