AMMAR BİN YASİR

  • 10 Kasım 2017, Cuma

Bırak yüreğim, bırak! Bedenin işkenceye alınsın, hırpalansın, şişlensin, demir taraklarla taransın. Başım boynumdan koparılsın. Ellerim, ayaklarım doğransın. Lime lime olayım da tohum olayım. Dağlara, taşlara, çöllerdeki kumlara tohumun serpilsin. Güller, laleler ve sümbüller benimle yeşersin. Yeter ki Muhammedi muhabbet baki kalsın.

Ammar(ra) 570 yılında doğmuştur. İslam’dan önce de Hazreti Muhammed(sav)’in arkadaşıydı. Çocukluk ve gençlik yıllarını Mekke sokaklarında birlikte geçirmişlerdir Hatice el-Kübra ile evlenmesine vesile olanlardandır.

Babası Yasir (ra)’dır, aslen Yemenlidir; kaybolan bir kardeşini aramak üzere diğer üç kardeşi ile birlikte Mekke’ye gelmiş. Kaybolmuş olan kardeşlerini bulamayınca birlikte geldiği kardeşleri Yemen’e dönmüş, Yasir ise Ebu Huzeyfe el-Mahzumî’nin himayesine girerek Mekke’de kalmış. Ebu Huzeyfe onu Sümeyye isimli cariyesi ile evlendirmiş. Ammar bu evlilikten dünyaya gelmiş ve sahibi tarafından azad edilmiştir.

Kimsesiz, fakir, Yemenli bir aileye mensuptu. İslam tarihinde “Yâsir Ailesi” adıyla anılan bu aile, müşriklerin en büyük zulüm ve işkencelerine maruz kaldı. Bu işkencelerin tek bir sebebi vardı: Yâsir Ailesinin İslam nuruna bağlanmaları…

ŞEHADET ve SABIR……

Mekke hiç alışık olmadığı bir hareketliliğe sahne oldu. Çocuklar sokak aralarında alabildiğince koşuştu, kadınlar eyvahlar edip ağıtlar yaktı. O vakitte çocuklardan biri en hızlı koşusunu yaptı, önüne çıkan bütün sokakları aşındırdı. Taşları tekmeledi, çakılları fırlattı, kum tanelerini ezdi, kılıçlara, kalkanlara, zırhlara, oklara tekme attı, tükürdü.

Varsın o çocuğun ayağındaki çarık yarı yolda düşsün, üstü başı parçalansın, yırtılsın. Ve varsın taşlar, çakıllar ayaklarını kessin, kanatsın parçalasın; ama o durmasın, koşsun koşsun…

O da öyle yaptı ve Kâbe’ye varana kadar hiç durmadan koştu. Kâbe’ye vardığında baktı Kâbe taşları nemli, onlarında ağlıdığını gördünce öylece durdu, O da gözyaşı döktü tıpkı Kabe taşları gibi.

Çocuğun o halini görenler durumu sordular; çocuk önce Yasir dedi, fakat bir türlü Sümeyye demedi, diyemedi. Sümeyye diyeceği her seferinde boğazı düğümlendi, dudakları sıkıca kilitlendi. Dişleri gıcırdadı ve hıçkırıklara boğuldu.

O kapkaranlık vakitte, gökyüzünün ağladığı, yeryüzünün titrediği ve toprağın kendinden utandığı o anda…  Azgın müşrikler Sümeyye’yi çölün sıcak kumları üzerinde işkenceye almışlardı. Sümmeyye’nin kocası Yasir, işkencelere dayanamayarak toprağa düşünce;  Ebu Cehil’in amcası Ebu Huzeyfe: “Sümeyye’nin işini de sana bırakıyorum.” Diye Ebu Cehil’e söylenmişti.

Evet, Yasir yaşlıydı, saçı sakalı ağarmış, konuşamaz halde biriydi. O yaşlı haliyle kâfirlere karşı koyacak biri konumunda değildi, fakat kâfirler sırf inancından dolayı onu öldürdüler.

Ebu Cehil, Sümeyye’ye “Sen Muhammed’e âşık olduğun için O’na iman ettin!” diye çattı. Sümeyye son gayretiyle Ebu Cehil’i yalanladı, atılan iftirayı reddetti. Söylemleriyle Sümeyye’nin kendisine karşı geldiğini görünce Ebu Cehil, Sümeyye’nin bir bacağını bir deveye, diğer bacağınıda başka bir deveye bağlayarak işkence ediyordu Muhammed’e imanından dolayı inkar etmesini istiyordu, Muhammed’in yürüttüğü davadan yanında olmasından dolayı vazgeçmesini istiyordu. Sümeyye her seferinde hayır cevabı veriyordu, iyice sinirlenen Ebu Cehil son bir hamleyle elinde mızrağı Sümeyye’nin karnına sapladı.

Türkistan diyarından gelip İslam’ın asil çiçeği olan Sümeyye, kanıyla Mekke’nin topraklarını suladı.  Sümeyye, al kanlar içinde bir elbiseyi “imanı adına” geride kalanlara bıraktı. O Allah’ın Peygamberine iman ettiği için ve Allah’ın dinini yaşadığı için ilk şehid kadın oldu.

Kendini kafirlerin elinden bir anda kurtaran, anne ve babasına koşan Abdullah kimin attığı belli olmayan serseri bir okla vurulup yere düşürüldü ve O da toprağa düşünce ortalık feryat, figanlar iniltisiyle dolup taştı. Mekke sokaklarından kopup gelen insan seli zulmü durdurmak için Batha vadisine ulaştı ama nafile. Bir direğe bağlıydı Ammar, o’nu çözdüler bağlı bulunduğu direkten. Ammar feyatla annesinin cansız bedenine koştu, gözleri önünde işkence etmişerdi hem annesine, hemde babasına. Kâfirlere bir şey yapamamıştı o anda, dağlar devrilip üzerine, üzerine geliyordu sanki gökyüzünün mavilikleri karardı, güneşin aydınlığı kayboldu. Ammar da yıldızlarla birlikte o amansız kumların üstüne düştü.

O gün Şehitler kervaı Mekke vadisinde bir yol açtı. Yaşlı Yasir, Şehitler kervanın başı olmuştu, Meleklerin beyaz kanatlarında hızla yol alıyordu. Sağında cennet hurilerinden daha güzel eşi Sümeyye ve biricik oğlu Abdullah ile…

Şehitler kervanı cennete yol aldığı vakitlerde Ammar, başını semaya dikmiş o gökyüzünün derinliklerine bakıyor, olup bitenleri gökyüzünde adeta izliyordu. Semadaki Melekler gelen misafirleri karşılıyor, O’nlara selam durarak Kevser Havuzu’ndan ikramda bulunuyorlardı.

Sümeyye ile Yasir’in ve oğulları Abdullah’ın şehit edildiklerini öğrenen Hz. Peygamber (s.a.v.) gözyaşlarına hakim olamadı.

Ammar gözleri önünde; annesini, babasını ve kardeşini kaybetmişti hemde işkenceler edilerek yığılıp kalmıştı olduğu yere, O’nun yaşadığı, insanın kaldırabileceği, göğüs gerebileceği sıradan şeyler değildi. İnsan; anne, babasına küfür edilmesine tahammül edemezken, işkence edilerek öldürülmesine nasıl tahammül eder? Bir evlat böyle bir duruma nasıl katlanır, nasıl sabreder ama Ammar dayandı.

Ammar şimdi yapayalnızdı kocaman adam olmasına rağmen, şimdi ne olacaktı evin önemi, çalışmanın, koşuşturmanın anlamı varmıydı artık.

Ammar başını tutup etrafında birkaçkez döndü durdu. Takadı kalmamıştı, ağlıyamıyordu ağlasa belki rahatlıyacaktı ağlamayı başaramadı kısaca tıkanıp kalmıştı, yutkunamıyordu dahi. O’nu teselli edecek ne bir kelime nede bir gözyaşı vardı.

Ammar, acının bütün şiddetine direniyor, Rabbinin hoşlanmayacağı sözler söylemekten özenle sakınıyordu. Hz. Peygamber ise Ammar’ın yüreğini dindirecek kelimeler bulmaya çalışıyordu, fakat Ammar anne-babası ve kardeşinin naşına her bakışında içindeki sevgi selini, zalime karşı ateş alevine dönüştürüyor, alev içini yakıyor O, acıya tahammül etmeyi seviyordu; fakat şimdi bunu berecemiyordu…

Orada bulunanlar Ammar’ın durumunu gördükçe onlarda çok üzülüyor, acıyı dindirecek söz bulamıyorlar, tahammül edemiyorlardı. Hz. Peygamber, arkadaşı Ammar’ı zorlukla oradan uzaklaştırdı, sonrada mezar ve defin işlerine başladılar. Ağlamalar, koşuşturmalar birbirine karışmıştı, Ebu Cehil ve adamlarına beddualar, isyanlar ve intikam yeminleri birbirini izlemişti.

Vakit gündüz idi; lakin Ammar gecenin karanlığında yürüyordu adeta, acaba ölüm onada mı yaklaşıyordu. Her yer tozdu, her yer zifiri karanlık, şimdi gecenin karanlığı ve karanlığın dehşeti! Hüzünle ağlayan bir rüzgâr sesi… Ammar adım atmak istiyor, takatı yok duruyor sessizlik içinde düşünüyor bir dua düşüyor diline, zihnine: “Sabır, Ya Rabbi ya sabır…”

Dertle dolu bu dünyada yalnız kalmıştı Ammar.  Ama O metanetini kaybetmedi ve Hz. Peygamberle beraber olan davayı sürdüereceklerdi. Anne ve babasının neyin uğuruna şehit olduklarını biliyordu çünkü. Evet, Ammar Bin Yasir bu zulümlere dayanmıştı, bu yolda nice şehitler verildi. Yasir Aileside bunlardan biriydi Ammar’ın da bu zulümler içinde bir yaşamı oldu.

Tüm şehitler hürmetine, mekânları cennet konakları olsun. Dualarınız kabul ola.

Kaynak: Ammar Bin Yasir-SABIR/ Ali Haydar Zuğurlu

 

       S. Gazi KARABABA (dede)

 

 

 

 

S. Gazi Karababa