HÜSNİYE

  • 27 Mart 2018, Salı

Allah’ın Rahmetine eren, zamanın bilgin ve arifi Seyh Feth Mekki, rivayet eder ki:

        Abbasi halifelerinden Harun Reşit zamanında Bağdat’ta zengin bir tüccar vardı. Ehli Beyt’in sevgisi ile tanınmış olup İmam Cafer’in hizmetinde idi, onun şahadetinden sonra din düşmanları tarafından zulme uğradı, malı mülkü elinden alınmıştı. Beyaz cariyesinden başka bir şey kalmamıştı. Tüccar bu cariyeyi beş yaşında almış, İmam Cafer hazretlerinin hanesine yollamıştı. Orada ilim tahsil etmiş yirmi yaşında yetişkin bir âlim olmuştu, ismi Hüsnüye idi. Güzellikte ne eşi, nede benzeri vardı.

          O günlerde efendisi fakir ve perişan bir hale düşmüştü, cariyeyi yanına çağırıp ona dedi ki:

— Ey Hüsnüye, sen benim evladım yerindesin, senin zahmetini çok çektim, sen artık fazl ve kemalete eriştin, ben bu günlerde fakir düştüm âleme rüsvay olacağım, bu hususta senin düşüncen nedir?

     Hüsnüye cevap verir.

—Benim bin canım olsa sana feda etmek boynumun borcudur, eğer izin verirsen sözüm şudur; şayet münasip görürsen beni götür halifeye sat, eğer değerimi sorarsa üç bin halifelik altın dersin. Bu cariyenin hüner ve marifeti nedir de bu kadar fiyat istiyorsun diye sual ederse şöyle dersin; Ey Halife, zamanımızın bütün bilginleri, bir araya gelip cariye ile ilmi bahislere girişseler bu cariye cümlesine üstün gelir.

— Ey Hüsnüye, ben bunu yapamam, çünkü Harun Reşid zalim bir halifedir senin ilim ve kemalini, güzelliğini anlarsa cebren alır, bende bundan azap duyar ayrılmana sabır ve tahammül edemem.

— Korkmayasın efendim, Ehli Beyt’i Resulün muhabbeti bereketiyle hayatta olduğum müddetçe beni senden hiçbir kimse ayıramaz. Allah’ın muradı ne ise o olur.

Efendisi ile Hüsnüye uzun uzun konuştıuktan sonra Harun Reşid’in veziri Yahya Bermeki’nin evine gidip halini arz etti. Yahya Bermeki cariyeyi istedi, efendisi korku ve şaşkınlık içinde alıp Hüsnüye’yi götürdü Yahya Bermeki, cariyenin güzel yüzünü görüp güzel dilini işittikten sonra gidip halifeye haber yetiştirdi.

Hüsnüye’yi Harun Reşid’in huzuruna çıkardılar yüzü örtülü idi, halifeyi methü sena eden birkaç şiir okudu çok hoşlanan Harun Reşid emir verip yüzünü açtırdı. Hüsnüye’nin güzelliği karşısında hayrete düştü sahibini çağırdı, cariyenin ismini ve fiyatını sordu. Hüsnüye’nin efendisi ile Harun Reşid arasında şöyle bir konuşma olur.

—Adı, Hüsnüye’dir ve üçbin halife altını’dır efendim.

—Bu cariyenin marifeti nedir ki bu kadar büyük bir para istersin?

—Ey Halifei zaman, eğer zamanımızın bilginleri bir araya gelseler ilimde ve mesail-i diniyede (dini bilgi) bu cariyeye üstün gelemezler.

—Şayet cariyen mağlup olursa seni öldürür cariyeni de alırım.

—Ey Halifei zaman, ya cariye bilginlere galip gelirse o vakit emrin ne ola?

—şayet cariyen galip gelir, üçbin altını verip cariyeni de sana bırakırım.

Hüsnüye’nin efendisi biraz düşündü cariyesi ile konuşmak için halifeden müsaade istedi. Gidip cariyesi ile görüştü, Hüsnüye efendisine teminat verdi. << Resülü hüda ve Ehli Beyt’i berakatiyle mağlup olmayız.>> dedi. Oda geri dönüp Harun Reşid ile sözleşme yaptı. Bunun üzerine Halife Harun Reşid, Hüsnüye’yi huzuruna çağırdı:

—Ey Hüsnüye, sen ne dinde ve ne mezhep desin.

—Hz. Peygamberin ve Ehli Beyt’inin din ve mezhebindenim.

—Resulullah’ın halife ve vasisi kimdir.

—Ey Halife, bilginleri hazırla benim dinime, mezhebime bir diyecekleri olursa konuşuruz.

Hüsnüye’nin bu sözünden onun Ehli Beyt tarikatı üzerine olduğunu anlayınca Yahya Bermeki’ye;

—Bu cariyenin bizim tarikatımızdan olmadığı malumdur, katli caizdir dedi.

Yahya Bermeki;

— Ey Halife, bu cariyenin iddiası büyük, eğer bilginlere üstün gelmezse en şiddetli ceza ile katli lazım, şayet onları yenerse hakkına riayet sizin için elzemdir. (vazgeçilmez) bir cariye parçası bilginlere üstün gelirse onu öldürmek haksızlıktır.

     Bu sözler Harun Reşid’in hoşuna gitmişti, Bağdat bilginlerinin hepsini huzuruna çağırdı. O vakitte ulema ve fukahanın reisleri Ebu Yusuf Kadı ve İmam Şafii’de Bağdat’ta idi. ulema Halife meclisine geldi, Hüsnüye de aynı mecliste idi. bilginler ilk önce Hüsnüye’nin mezhebini sordular, hiç çekinmeden mezhebini açıkladı. Ehli Beyt’i Resulü sevdiğini söyledi, yapılan münakaşalarda bilginler, Hüsnüye’ye cevap veremediler onun ayet ve hadislerle yeptığı konuşma karşısınd hayrette kaldılar.

Bu hali gören Harun Reşid gazaba geldiğini anladı, Basra’da dört yüz âlime müderrislik yapan ve meşhur bir bilgin olan İbrahim Halid’in Bağdat’a gönderilmesi için için ferman çıkardı, İbrahim Halid Bağdat’a geldi.

       Harun Reşid, bütün bilginleri, devlet büyüklerini, civardaki hükümdarları toplar, İbrahim Halid, kendisi için hazırlanan kürsüye geçip oturur, Hüsnüye’de meclise gelip, İbrahim Halid’in karşısına oturur. Halife, Hüsnüye’ye dönüp bakınca, Hüsnüye Harun Reşid’in maksadını anladı ve hemen söze başladı.

—sen misin yüz cilt kitap yazan, sen misisn daima Hz. Ali’ye düşmanlık eden.

İbrahim Halid,  bu sözleri işitince gazaba gelir, derki;

—Ey cariye sen benimle eğleniyor musun?

  Sonra meclistekilere dönerek;

— Ben böyle bir cariye parçasıyla münakaşa edemem, bu benim gibi bir ulemaya hiffet (hafife alma)  ve ihanettir.

Yahya Bermeki, gülerek araya girdi ve İbrahim’in sözlerinin ulemaya yakışmayacağını anlattı. O anda Hüsnüye dedi ki;

—Ey İbrahim, Allah’ın izni ile seni oturduğun kürsüden utanç içinde indiririm ve ne olduğunun farkında bile olamazsın.

Sorgu sual başlamıştı artık, İbrahim seksen kadar mesele sordu, Hüsnüye hepsine de açık ve inandırıcı net cevaplar verdi. Halife ile mecliste bulunan herkes hayrette kaldı, Hüsnüye’de bir sual sormak istedi fakat İbrahim dedi ki;

—sana üç sualim daha var, onlara da cevap verirsen beni yenmiş olursun.

—sor bakalım meselen nedir?

İbrahim Halid, hiddetlenerek; ilk halife kimdir?

—Hüsnüye, ilk İslam olan kim ise odur, diye cevap verdi.

Peki, ilk İslam kimdir o halde?

—Hazreti Resulün damadı ve amcasının oğlu Ali’dir.

Ali’nin ilk İslamlığına ait delilin nedir?

—o vakit Hüsnüye, Resulullah halkı İslam’a davet edince Ebubekir kırk yaşında idi, Ali ise çocukken İslam oldu cevabını verdi.

İbrahim, çocuğun imanına da, taatına (ibadet) da, maasiyet (günah)ve küfrüne de itibar olunmaz.

Bunun üzerine Hüsnüye şöyle cevap verir;

—çocukların imanı, ibadeti, günahı, iyilik ve kötülüklerine itibar edildiğini isbat edersem, Ali’nin halife, vasi ve İmam olduğunu kabul eder misin?

 İbrahim Halid şu cevabı verir;

—delil ve hücetin varsa kabul ederim.

Hüsnüye anlatmaya başlar; Hz. Musa ile Hz. Hızır beraberce giderlerken cezaya mustahak bir çocuğu öldürür. Bu ayet onun hakkındadır. (Kehf Suresi, A.74)

O çocuğun katline, Hz. Musa razı olmadı, o zaman Hızır ona şu cevabı verdi.

(Kehf s. A.80) onun anası da, babası da iman etmiş kimselerdi, bunun için onların bir azgınlık ve kâfirlik endişe ettik de.

     Ey İbrahim, o çocuk öldürülmeye mustehak mıydı? Yahut Hazreti Hızır zalim mi idi? Allah taala zalimi Kur’an da met etmez. Hızır ise büyük evliyalardandır, sen ne dersin buna, bir hadis daha söyleyeceğim bu hadisi biliyor musun, mecliste bulunan ulemadan dahi şahadet isteyip doğru söylemelerini niyaz ederim.

İbrahim Halid, <<söyle işitelim>> dedi ve Hüsnüye konuşmasına devam etti.

-Ebu Mücahid Ömer ve ondan Ebu Said Hudri, şöyle rivayet ederler:

<<Biz Resullullahın huzurunda iken, ziyaretine bir grup insan geldiler. Bazı hasetçilerin Ali hakkında söyledikleri sözlerden üzüntü duyduklarını söyleyerek şu suali sordular; Ya Resullullah, Ali’nin sabıkul İslam (ilk İslam) oluşunda bir fazilet yoktur, zira çocukluk halinde olan İslam’a itibar olunmaz diyorlar.! O vakit Hz. Resul buyurdu ki; Ben sizi bu kederden kurtarayım. Cümlenizin kalbine aydınlık gelsin, Ali hakkında Allah’ın bana haber verdiğini sizlere anlatayım. Sizler eski kitaplarda görmüşsünüzdür, Hz. İbrahim doğduğu vakit, zalim padişahın korkusundan, annesi onu bir şeye sarıp bir ırmak kenarında gizledi Hz. İbrahim, elini-yüzünü başına sürüp kelimei tevhit söyleyip, kendisine sarılmış örtüyü açıp vücudunu temizlerken, annesi görüp korkuya düştü, Allah’ın kelamı dahi bunu böyle söyler:

<<(En’am S. A. 75) biz İbrahim’e hakikatı nasıl öğrettiysek, istidlalde bulunması ve kesin ilme erenlerden olması için göklerin ve yerin büyük mülkünü de öylece gösteriyorduk.>>

Ve Firavun, Musa’yı katletmek için nice bin kadının karınlarını yarıp çocuklarını öldürttü, Hz. Musa doğunca annesine; Beni bir tabuta koyup suya at dedi.

Annesi; korkarım suda boğulursun dedi.

O zaman Hz. Musa şu cevabı verir: korkma, Allah beni korur sana eriştirir.

Bu konuşma sonunda annesi Musa’yı tabuta koyup suya atar ve neticesinde sağ selamet annesini bulur. Bu mesele hakkında ayeti şerifi bile nazil olmuştur. (Meryem S. A. 24.25.26)  aynı ayet Hz. İsa hakkında da Allah-u taala buyurmuştur.

Hz. İsa’ya Allah-u taala daha bebek iken kitap ve nübüvvet keramet buyurdu. Sizler dahi ey benim ashabım, muhakkak biliniz ki, cenabı Kibriya hazretleri beni ve Ali’yi bir nurdan yaratıp, Hz. Adem’in sulbüne götürdü. Hatta aslabı tahirden ehramı zakiyeye her asır ve zamanda nakl oluncaya kadar, babalarımızın belinde ve analarımızın rahminde tesbih ve tahlilimizi işitirler idi. Abdülmuttalibe erişinceye kadar, her belde ve her rahimde nurlarımız beli ve açık idi.

         Sonra o nur ikiye bölündü, yarısı Abdullah’ın yarısı emmim Ebu Talib’in sulbüne ayrıldı. Pederim Abdullah ve emmim Ebu Talib halkın yanında oturdukları zaman o nur belli olurdu, vakit gelince analarımızın rahmine geçtik.

Ve Ali’nin doğum günü dostum Cebrail gelip; Ya Resulullah, Hüdayı Taala sana selam buyurdu ki:

     < Şimdi senin nübüvvetinin açıklanma zamanıdır, seni biraderin ve halifen hem misüllün ile müeyyet ve Mansur edip en yüksek dereceye yetirdim. Neslin Ali’den gelecek yeryüzünde baki olacaktır ve birde ey ashabım Ali’yi doğar doğmaz annesi getirip bana verdi. O da sağ şahadet parmağını kulağına koyup risaletime ikrar etti.< Bana dedi ki; Ya Resulullah sana kıraat edeyim mi? Bende “et bakalım” dedim. Allah’ın vahdaniyetine kasem olsun ki: Hz. Adem’e nazil olup Şit Peygambere verdiği sahafı başından sonuna kadar öyle bir okurdu ki, eğer Şit Peygamber hazır olsaydı, Hz. Ali’nin sahafı ne fazla, nede eksik okuduğunu ikrar ederdi. Sonra Musa’ya nazil olan Tevrat’ı okudu, eğer Hz. Musa hayatta olsaydı, Hz. Ali Tevrat’ın inmesinde hazır idi diye şahadette bulunurdu. Daha sonra, Zebur ve İncil’i tamamen okudu öyle ki, eğer Hz. Davut ve İsa hazır olsaydılar, Ali’nin Tevrat ve İncil’in inmesinde hazır olduğunu tasdik ederler idi. en sonunda da, hıfzımda olan Kur’an-ı okudu. Enbiya ve evsiyaya yakışır şekilde kelime etti, o hal üzerine annesine teslim ettim. Ey ashabım, Ali hakkında hasetlerin, düşmanların düşünce ve kavillerine itibar edip kendinizi üzmeyiniz, şunu iyice bilesiniz ki, ben bütün enbiyanın en üstünüydüm. Hz. Ali dahi cümle evsiya ve evliyanın üstünüdür, Hz. Resul bunları buyurmakta, Selam ve Ebuzer ve diğer ileri gelen ashabı bu haberden dolayı çok sevindiler, kalkıp Resulullah Hazretlerine selavat verip, Cennet sizin için yaratılmıştır, cehennem de Ali düşmanları içindir buyurdu.

 

        Hüsnüye, bu hadisi açık ve güzelce eda edince, Halife Harun Reşid ile bilginler nale (sızlanma) ve feryada başladılar. İbrahim Halid’in ise nutku kesildi.

Hüsnüye tekrar söze başladı: “Ey zamanımızın büyük bilginleri, ey Şefii, ey Ebu Yusuf ve falan sizleri Allah’ın birliğine yemin veririm, doğrusunu söyleyiniz; rivayet ettiğim hadis doğru mudur, değil midir?”

O zaman bilginlerden çoğu, “bu hadis doğrudur, inkar edilecek hadis değildir” dediler. Hüsnüye dedi ki; “ey bilginler ve sen ey İbrahim Halid, peygamberlerimizin cümle enbiyadan üstün olduğuna inanıyor musunuz?” oradakiler: “cümle enbiyadan üstündür” dediler. Hüsnüye dedi ki; “Cenabı Allah Kur’an-ı mecidinde Hz. Ali’yi nefs-i Resulullah olarak zikir etmiştir.

         Bu hususta sözünüz varsa söyleyiniz? İsbata hazırım, İbrahim “Hâşâ biz Kur’an-ı inkâr edemeyiz” dedi. Hüsnüye tekrar söz aldı; “ey din düşmanı, ey Ehl-i Beyt’e karşı asilik yapan İbrahim; mademki Kur’an ve hadise inanıyorsun, Ayeti Şerifenin Ali’nin nefsi Resulullah olduğuna dair buyrultusunu tasdik ediyorsun, o halde Ali’nin ilk İslam ve efdalı evsiya olduğunu nasıl inkâr edebilirsin. Bunların cedleri Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa aleyhüsselam doğumları halinde konuşmuşlar, iman getirmişler. Allah-u taala, Hz. İsa, Yahya Aleyhüsselam’a bebeklik halinde İslam olduğunu kabul etmek istemiyorsun? Görüyorsun ki; Resulullahın amcası oğlu Ali’nin nefsi Resullulah olduğu, dini İslam’ın onunla kaim olduğu, veli ismiyle anıldığı Kur’an la sabittir. Aynı sizin rivayet ettiğiniz hadislere göre ve kitaplarınızda yazdıklarınıza göre Resulullah ve Ali’nin Hendek harbin de bir şemşir (kılıç) vuruşu ins-ü (insan) cinin taatlarına beraberdir.” Buyurmuşlardır. Yine şu hadisinde rivayetçisi sizsiniz, sizin kitabınızda yazılıdır.

     >>Her kim Adem’in ilmini, Nuhun takvasını, İbrahim hilmini, Musa’nın heybetini ve İsa’nın ibadetini görmek isterse Ebu Talibin oğlu Ali’ye baksın.<<

        Mademki, Resulullah Ali’yi bu kadar büyük enbiya ile beraber tuttu, mademki bir nice enbiyanın kerameti evsafı Ali’de toplandı. Ali, Resulullah’tan sonra enbiya mürselinden efdaldır, bütün ehli İslam ve pek çok hadis, Ali’nin daha bebeklik çağında İmam ve vâsii Resul ve hafızı Tevrat, Zebur, İncil ve Furkan olduğunda müttefiktir ve şu hadis onun hakkındadır; >>Ali, Allah’a bir an bile şirkte bulunmamıştır.<<

 Halife Ebubekir ise kırk yaşında İslamlığı kabul etmişti, çoğu zaman da Resulü Hüdava muhalefette bulunmuştu. Derisi ve kanı humr ile dolmuş iken anın imanına itibar edip hanedan-ı nübüvvetin masumları ki, Allah-u taala ismetlerine şahadet edip kelamı mecidinde haklarında ayet nazil buyurmuştur. Ey İbrahim yine bu evsaf ile mevsuf olan masum ve Tahirlerin imanına itibar olmaz diyorsun, ey İbrahim yine İbrahim içinde buğuz ve düşmanlık taşıyorsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun sana ey İbrahim.

İbrahim, kulunç iletine tutulmuş gibi başını yere eğdi.

Evet, dostlar Hüsnüye’nin Alevilerde ne kadar önemli biri olduğu gerçeğidir. Sizlerle paylaşmak istedim aşk-ı niyazlarımla

Kaynak: Sefer Aytekin  (1957 Hüsnüye kitabından )

                                  

                                                                     S. Gazi Karababa (dede)

                                                                    Alevi İslam İnanç Hizm. Gn. Sekr.

S. Gazi Karababa