EBA MÜSLİM HORASANİ

  • 15 Kasım 2018, Perşembe

Eba Müslim Horasani 719 yılında Nevr şehrinde dünyaya gelir. 12 Şubat 755 yılında Caferi Mansur tarafından şehit edilir. 750 yılında Ebul Abbas’ın adına kurulan Abbasi imparatorluğu hükümdarlarının sonuncusu da aynen emevilerin zulüm politikasını izlemiştir. Eba Müslim’in mezarının küfe/Rumiye kasabasında olduğu söylenmektedir.

Asıl adı İbrahim’dir, fakat babası Müslim adını kullanmış olmasının büyük bir sebebi vardır ve sebebi şöyle özetleyelim;

İmam Zeynel Abidin’in oğlu Zeyd küfede emeviler tarafından şehit edildiğinde, Ehlibeyt taraftarları emeviler tarafından Zeyd-in cesedine işkence yapılmaması için ufak bir akarsuyun kenarına gömmüşler. Bunu öğrenen emeviler cesedi çıkartıp şehrin en işlek caddelerinden birine astırırlar, maksat millete korku vermekti. Cesed bir hafta 50 derece sıcaklıkta asılı kalır ve cesed kuruyup tahta parçasına dönüşür.

Peygamber ailesine mensup olan Ehlibeyt taraftarları, bu acıya dayanamayarak karşı koydular ve çok şiddetli büyük bir savaşa tutuştular.

Emeviler 680 yılında İmam Hüseyin’e Kerbela’da yapılanların aynısını uygulamışlardı. O sırada küfe şehrinde 17-18 yaşlarında kır atlı bir genç ortaya çıkıvermişti. Bilinmeyen bir dilden naralar atarak Küfe caddelerindeki çatışmaya katılmıştı. Peygamber ailesine destek vererek emevi askerlerden birçoğunu öldürmüştü, fakat atı ve kendisi de çeşitli yerlerinden yaralanmıştı.

 

         Bu gencin dilinden kimse anlamıyordu, çünkü bu genç Türkçe konuşuyor ve nara atıyordu. Hz. Muhammed’in Uhut cenginde sancaktarlığını yaparken dokuz parmağını kaybeden 80 yaşlarında bir ihtiyar Cabirül Bin Ensar, o sırada Küfe’de bir dostunun evinde misafirken camdan bu çatışmaları izliyordu. Tanımadığı bu yabancı gence hayran kalmıştı ve yaralandığını görmüştü bu genci aramaya koyuldu ama bulamadı. Ertesi gün Medine’ye gitmek için yola çıkan Cabirül Ensar, Küfe şehrinden iki konaklık mesafe ayrılınca bir hurma ağacı altında yaralı bir Kırat görür. Cabir, ata yaklaşınca yüzü nikaplı bir genç gölgede yatmış uyumaktaydı. Cabir genci uyandırdı ama gencin her tarafı yara bere içindeydi nikabını açtı yüzünden, aradığı kişi olmalıydı evet aradığı genç buydu.

Cabirül Bin Ensar aradığını bulmuştu. Arap ülkelerinden düşmana, hırsıza ve zinacılara tanınmamak için kadın-erkek yüzlerine nikap çekerlermiş, o bakımdan herkese ve hele, hele kadınlar elini yüzünü kapatma şartı getirilmişti ve sonradan bu kapanma olayı dinleştirildi. Aralarında şu konuşma geçer:

 

> Cabirül Bin Ensar; Delikanlı, sen kimsin yarı nikaplı yüzünü açta tam göreyim.

> Genç; Ya ihtiyar sen kimsin? Yüzümün nikabıyla işin nedir, çek git yoluna.

>Cabirül Bin Ensar; Ben, Hicazlıyım Medine’ye gidiyorum, dün Küfe şehrinde bir dostumun evinde misafirdim, emeviler Peygamber ailesine saldırdılar. Çok kanlı bir çatışma çıktı, bir genç atı ile anlamadığımız bir dilden nara atarak meydana çıktı. Peygamber ailesine saldıran emevi hainlerine göz açtırmayarak birçoğunu kılıçtan geçirdi, fakat hem kendi hemde atı yaralandı.

>Genç; peki bu gence ne oldu?

>Cabirül Bin Ensar; sonunda yaralı genç bu yaralı atına bindi gözden kayboldu. Yüzü örtülü olduğu için tanıyamadım. Şimdi görüyorum ki hem   sen yaralısın hemde atın sen bu kişi olmayasın.

>Genç; doğru söylüyorsun amca o genç benim… Türk asıllı olduğum için Türkçe bağırmıştım. Peki, sen kimsin yoksa emeviler’denmisin?

 

>Cabirül Bin Ensar; Hayır evlat ben Ehlibeyt taraftarıyım.

>Genç; Madem Ehlibeyt taraftarıydın neden gelip bana yardım etmedin?

>C.B.Ensar; Savaşamazdım da ondan çünkü dokuz parmağım yoktur, o sebeple elim kılıç tutmaz.

>Genç; Parmaklarına ne oldu da kılıç tutamaz hale geldi.

>C.B. Ensar; Ben, Hz. Muhammed’in sağlığında, Gazve savaşlarından biri olan Uhut Dağı savaşında İslam ordusunun sancaktarıydım. Emevi azgınlardan birisi kılıcını üzerime sallayınca dokuz parmağımı birden keserek beni öldürmek istedi. Bende bu yaradan kurtulunca! Puta tapanlar kesti yaygarası kopartılarak kendimi kurtarmaya çalıştım.

 

>Genç; Evet haklısın bu şekilde kılıç tutamazdın peki şimdi nereye gidiyorsun?

>C.B.Ensar; Memleketime Hicaz’a gidiyorum önce Medine’ye uğrayacam.

> Genç; Bende Medine’ye doğru gidiyorum. Duyduğuma göre oralarda Peygamber ailesinden çok kişi varmış, onlarla tanışarak yardımlarda bulunmak istiyorum, eğer bu yaralardan ölmez isem.

>C.B.Ensar; Seninle beraber gidelim, önce yaralarını tedavi ettirelim. Genç bu işe dünden razı idi ve beraber Medine’ye gitmek için yola çıktılar.

>Genç; birden söze atıldı, deminden beri sana ihtiyar, amca diyorum saygısızlığımı bağışla senin adın nedir?

>C.B.Ensar; Benim adıma Cabirül Bin Ensar derler, ya senin adın nedir?

>Genç; Bende Horasanlı Müslim’in oğluyum adıma da İbrahim derler.

>C.B.Ensar; Ya Müslim’in oğlu, Medine’de Ehlibeyt destekçilerinden İmam İbrahim adında ulu bir zat var. Medine halkı da onun sözünü çok dinler ve sözünden çıkmazlar. Ben seni ona teslim edip yaralarını tedavi ettireceğim. O, zat senin kahramanlığını işitirse, seni başkomutan yapar, emrine ordular verir. Yalnız O yetkili zatın adı da İbrahim’dir, biriniz Arap birinizde Türk asıllısınız. Yaptığınız işlerin birbirine karışmaması için senin adını değişik söyleyelim.  

>Genç; adımı sorarsa ne diyeyim?

>C.B.Ensar; eğer Ehlibeyt dostu olan İmam İbrahim adını sorarsa, Horasanlı Müslim’in oğluyum anlamını taşıyan Eba Müslim Horasani diyeceksin…

Sonunda İmam İbrahim ile tanışırlar, İmam İbrahim üç kardeş idiler.

    İmam İbrahim… Ebul Abbas… Caferi Mansur…

İmam İbrahim, Eba Müslim Horasani diye tanıdığı genci tedavi ettirir.

Kahramanlığını duyunca da, tüm harp aletleriyle kuşatmak şartıyla üç bin kişilik ordunun başına kumandan tahin eder ve şunu emreder. Emevilerin son hükümdarı, ikinci Mervan’ı devirip benim adıma hükümet kuracaksın dedi.

Horasanlı Türk genci Eba Müslim, Arap dünyasının sayılı askeri kumandanlarından birisi haline gelmişti. Eba Müslim Horasani, gittiği cephelerde hiçbir yenilgiye uğramayan bir kumandandır artık.

Hem İslam’a girmemiş olan harici ordularıyla çarpışıyordu, hem de İslam’a girdiği halde Peygamber ailesine kan kusturan, Muaviye ile oğlu Yezid’in soyundan olan ikinci Mervan adındaki son emevi hükümdarının zulmüne son vermek için çalışan Eba Müslim Horasani’nin İmam İbrahim adına hükümet kuracağını anlayan ikinci Mervan Medine de bulunan, İmam İbrahim’e bir mektup gönderir. Mektupta:

Ben, şuan Küfe’de ikamet etmekteyim! Sizi davet ediyorum gelin sizinle anlaşalım savaşmaya hiç gerek yoktur. Gönlümle yönetimi sana devredeyim diye yazmıştı.

Mervan’ın bu mektubunu alan İmam İbrahim yanına bir arkadaşını alarak Medine’den Küfe’ye gider. İkinci Mervan İmam İbrahim’i ve arkadaşını saygı ve tatlı dille karşılar.

 

         Gece yarısı olunca, davet ettiği misafirlerini yer altındaki zindana indirtir. Millet uykuya yatıp, el ayak çekildikten sonra boyunlarının vurulmasını emreder. Fakat zindan hücresinin yan bölümünde iki mahkûm daha vardır ki, Bu mahkûmlar çok güçlü pehlivanlarmış. İmam İbrahim ve arkadaşını cellâtların elinden kurtarmak için, cellâtların üzerine atılırlar. Ardı arkası kesilmeyen cellâtlar çoğalınca dördünü de öldürüp derhal zindan dışında toprağa gömerler. Zindan nöbetçilerinden biri arkadaşlarına şunu anlatır:

          >Benim nöbetimde boynu vurulacak iki kişi vardı, fakat sabaha karşı zindanın arka kapısından dört ceset çıkarttılar< kimlerdi bilmiyorum.

 

Üç mil uzak haricilerle savaşan Türk kumandan Eba Müslim Horasani, cepheyi yarıda bırakıp ikinci Mervan’ın bulunduğu Küfe kapılarına dayanmıştı. Çok çetin geçen bir savaştan sonra, emevilerin son hükümdarı olan ikinci Mervan’ı yakalatıp idam ettirir. Mervan’ın idamından sonra dipte köşede ne kadar Muaviye’nin kurduğu iştihada mensup ve hizmetkâr varsa hepsini idam ettirir. Bu savaş muzafferleri neticesinde Arap yarımadasında 661 yılında Muaviye tarafından kurulan emevi imparatorluğuna ve onun tüm saltanatına son vermeyi başarmıştır. Emevi saltanatı artık son bulmuş diye de genelge yayınlatır. (yıl 750)

      İmam İbrahim, ikinci Mervan tarafından şehit edildiği için onun bir küçük kardeşi olan Ebul Abbas’ın adına kurulan Abbasi imparatorluğu 750 yılında ilan edilir. Ebul Abbas, Abbasi imparatorluğunun başında iki sene kalır. Bağırsak düğümlenmesi hastalığına yakalanarak hakk’a göçer.

Ölümünden sonra yerine en küçükleri olan kardeşi Caferi Mansur geçer. Caferi Mansur, Ebul Abbas’ın yerine geçer geçmez emevilerin yaptığı gibi Peygamber ailesine aynı zulmü uygular. Caferi Mansur’un ilk işi, Peygamber torunlarından olan 6. İmam Caferi sadık’ın kurduğu medreseyi engellemeye çalışmak olur. Bunu başaramayan Caferi Mansur, İmam Caferi Sadık’ı ortadan kaldırmayı düşünür. Peygamberin güzide torunu İmam Cafer Sadık’ı şehit eder…

Sıra Eba Müslim Horasani’ye gelince, cepheden cepheye koşan bu komutandan askeri bütçenin tamamını kısar ki, savaşta başarısız kalsın. Diğer taraftan da askeri bütçeyi alır ki hükmünde Eba Müslim Horasani’ye karşı gücünün hissedilmesidir. Eba Müslim’e haber gönderip elindeki bütçeyi teslim etmesini ister.

 

         Cephelerde olan haricilerle savaş işini rayına oturtursam bütçenin tamamını ancak sana o zaman teslim ederim diyen Eba Müslim Horasani’ye içerlenen Abbasi hükümdarı Caferi Mansur, kışkırtmaların sonucunda Eba Müslim’i ortadan kaldırmayı düşünür. Günün birinde ünlü Türk komutanını sarayına davet eder, Eba Müslim’de davete icabet eder. Komutanın henüz saraya gelmediğini gören hükümdar, önce planlarını ayarlar. Hiçbir komutanı kılıcıyla makamına kabul etmeyen Caferi Mansur, Eba Müslim’ü kılıcıyla kabul eder ve aralarında şu konuşma cereyan eder.

 

>Caferi Mansur; ey kumandan, senin kılıcının modeli çok güzel, kapıdaki nöbetçilere verelim de bana da aynısını yaptırtayım.

>Eba Müslim; peki gönderelim, işi bittikten sonra geri getirsinler. Bu iyi niyete kanan Eba Müslim kılıcını verir.

 

Bu konuşmalardan sonra kılıç kapıda ki nöbetçiye verilir. Kılıç gidince hükümdar Caferi Mansur ayağa kalkarak kumandan Eba Müslim’e hakaretler savurmaya, tahrik etmeye başlar. Eba Müslim ise işin tehlike boyutunu anlamıştı anlamasına ama iş işten geçmişti. Sözünü esirgemeyip Caferi Mansur’a sert cevaplar veriyordu, o anda Caferi Mansur iki elini birbirine vurup ayağa kalkınca, cellâtlar Eba Müslim’in başına dikilirler. İkinci bir emirle kılıçlar Eba Müslim’in üzerine iner. Ani bir hareketle darbelerden sıyrılmaya çalışsada vücudundan derin yaralar almıştı, varınca gücüyle naralar atıp kendini kollamaya çalışan Eba Müslim’in sesi hükümdarın kulaklarında çınlıyordu, bu ses hükümdarı deli ediyordu ki sarayı inleten sesiyle emretti vurun öldürün.

Tek başına kalmış Eba Müslim yediği kılıç darbeleri neticesinde şehit düşmüştür. Tarih 12 Şubat 755 ti. Bu imparatorluğun kurulmasında emeği olan Eba Müslim Horasani’yi katleden ve imparatorluğun başına geçip, katliamlar yapan hükümdar Caferi Mansur İslam’ın içinde olmayan mezhepler yaratmıştır. Yapılan vefanın sonucu, verilen cefa.

(kaynak:

1-1327 yılı corci zeyda’nın Eba Müslim Horasani adlı eseri.

2-Kayserili Ali efendinin manzum tarihi.                                               

3-Çelebi Mehmet efendinin kavimler tarihi.) emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum.

                                            

                                                                S. Gazi Karababa (dede)

                                                         Alevi İslam İnanç Hiz. Başkanlığı  

                                                                            Genel Sekreteri

S. Gazi Karababa